Müzelerde İnceleme-Uygulama

Türkiye’de ve Dünyada Müzeciliğin Gelişimi

Osman Hamdi Bey, 1881 yılında Abdülhamit tarafından Müzeler Müdürlüğüne atanmıştır. İlk iş olarak Osmanlı Devleti topraklarında çıkarılan sanat eserlerinin yurt dışına kaçırılmasını engellemek için 1874’te Asar-ı Atika Nizamnamesi’ne maddeler ekleyerek 1973 yılına kadar yürürlükte kalan Eski Eserler Tüzüğü’nü hazırlamıştır. Sayısı her geçen gün artan eserler için yeni bir müze binasının planlarını, mimar Valaury’ye çizdirmiş, 1891 yılında da şimdiki adıyla İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin açılışını yapmıştır. Osman Hamdi Bey’in girişimleriyle Türk müzeciliği gelişim göstermiştir. 1902’de Konya’da, 1904’te Bursa’da müzeler kurulması Osman Hamdi Bey’in gayretleriyle gerçekleşmiştir. 1910 yılına kadar Türkiye’de modern müzeciliğin temelleri atılmıştır.

Avrupa’da koleksiyonculuktan müzeciliğe geçiş, bilimsel etkinliklerin doğal sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Koleksiyonların gelişmeleri ve yeniden değerlendirilmeleri, sınıflandırılmaları, belgelendirilmeleri ve korunmalarıyla, kamulaştırılan koleksiyonlarla müzeler oluşturulmuştur. Çağdaş müzelerin ileriye yönelik eğitsel, araştırıcı, yaratıcı ve yönlendirici etkinlikleri nedeniyle günümüzde müze, toplumun bilimsel ve kültürel geçmişini yansıtan ve geleceğini biçimleyecek ögeleri araştıran, toplayan, sergileyen, belgeleyen, yaşatan ve yönlendiren yaygın bir eğitim kurumu olarak önem kazanmıştır.

Müzeler ve sanat galerileri, toplumun birikimlerini toplayarak, koruyarak, belgeleyerek uygarlıkların düşünsel ve sanatsal yaratılarına sahip çıkarken, geriye dönük koruyucu görevlerini gerçekleştirmektedir.

Öte taraftan toplumun estetik anlayışının gelişmesi, geçmişin, yaşanan anın ve geleceğin açıklanması, yorumlanması, belli bir beğeni düzeyine erişilmesi, toplumsal gelişmelerin yönlendirilmesi, halkın eğlenirken öğrenip gelişmesi, zamanın böylelikle değerlendirilmesi nedeniyle, günümüz sanat galerileri ve müzelerinin amaçları ileriye yönelik nitelikler kazanmaktadır.

Tarihsel Gelişim: Müzelerin kuruluşundan önce değerli nesne ve sanat yapıtları, mağara, mezar, kutsal mekân, tapınak, saray, villa ve kent merkezlerinde dinsel ve nesnel nedenlerle toplanıp sergilenmiştir. Helenistik Dönem’de mouseionlar kültür merkezleri olarak önem kazanmıştı. MÖ 3. yy.da İskenderiye’de Alexandria, Mısır I. Ptolemaios hükümdarlık dönemi MÖ 323-85- yaptırdığı sarayın bir bölümünü bir bilim ve eğitim merkezi olarak düzenlemişti. Müze sözcüğü de mousa -ilham perisi- sözcüğünden türemiş olan mouseion -ilham perilerinin yeri ya da tapınağı- anlamında kullanılmıştır. Herculaneum’da birkaç koleksiyonun sergilendiği Papyri Villası, Rönesans portre galerilerinin görkemli bir öncüsüydü.

16. yy.da sanatçı, uzman, eleştirmen, aracı ve danışman olarak toplumda önem kazanmış, o zamana değin eski yapıtları toplayan koleksiyoncular, çağın sanatçılarından da yapıtlar satın almışlardır. Böylelikle bilinçli bir koleksiyonculuk gelişmeye başlamış, sanat yapıtları ve sanatçılar hakkında bilgi toplamaya gidilmiştir.

Müzecilik, Batı toplumunda koleksiyonların kamulaştırılmasıyla 18. yy.da gerçekleştirilmiştir. 1789’da Medici ailesinin koleksiyonları yeniden düzenlenerek kamulaştırılmıştır. Bu hareketlerle bilinçlenen halkın haklarını dirençle araması sonucu koleksiyonlar topluma açılmıştır.

Orta Çağ yapıtlarının değerlendirildiği ve 1795’te Alexandre Lenoir’un (1761-1839) başlattığı Fransız Anıtları Müzesi, daha sonra 1816’da Louvre Müzesi’nin Orta Çağ bölümünün kaynağını oluşturmuştur. 1824’te Londra’da Ulusal Galeri, 1830’da Münih’te Heykel Galerisi, 1852’de St. Petersburg’da  Ermitaj Müzesi, 1857’de Londra’da İmalatçılar Müzesi adıyla kurulan ve 1899’da yeni binasına geçen Victoria ve Albert Müzesi, 1897’de gene Londra’da Tate Galerisi gibi özel koleksiyonların topluma açılmasıyla önce müzeler Avrupa’da yaygınlaşmış, daha sonra 19 ve 20. yy.da ABD’de gelişmiştir. 19. yy.ın ikinci yarısında ABD, sanat koleksiyonculuğu alanında önemli girişimlerde bulunmuştur. Henry Walters, Andrew Mellon ve Benjamin Altman gibi Amerikalılar oluşturdukları koleksiyonları müzelere bağışlayarak ya da müzeler kurarak müzeciliğin Yenidünya’da yayılmasına katkıda bulunmuşlardır.

Müze çeşitleri üzerinde durulur, müzelerin koleksiyonları ilgi alanlarına göre sanat, tarih, bilim, arkeoloji ve öteki müzeler olarak gruplandırılır:

a) Arkeoloji Müzeleri: Arkeolojik zenginlikleri içine alan, binlerce yıllık tarihin maddi kültür belgelerini sergileyen müzelerdir. Arkeoloji müzelerinde arkeologların yaptıkları kazılar sonucunda ortaya çıkarılan binlerce yıllık kalıntılar, eserler sergilenir.

b) Sanat/Tarih Müzeleri: Uygarlık tarihini yansıtan, tarihsel olduğu kadar kültürel ve sanatsal birikimleri içeren geniş kapsamlı müzelerdir (ör. İstanbul Arkeoloji Müzesi). Bunlar, arkeoloji, etnografya ve halk sanatı müzeleri olarak kendi içinde de gruplandırılır.

c) Sanat Müzeleri: Sanat yapıtlarını koleksiyonlarında toplamış müzelerdir. Bunlar ulusal, yöresel, dönemsel (periyodik), teknik ve gereçlere dayanan sanat müzeleri ve sanatçı müzeleri olarak ayrılabilir. Ulusal ya da yöresel sanat müzeleri belli bir toplumun olduğu kadar toplumların sanat birikimlerini de içerir. Dönemsel sanat müzeleri, koleksiyonlarını belirli bir akımın ya da dönemin sanatında yoğunlaştırır. Teknik ve gereçlere dayanan sanat müzeleriyse belli teknik ve gereçlerin kullanılarak üretildiği sanat yapıtlarını toplar (ör. İstanbul Halı Müzesi). Sanatçı müzeleri, İspanya’daki Picasso Müzesi gibi ünlü bir sanatçının yapıtlarından oluşan koleksiyonlara sahip olanlardır.

ç) Tarih Müzeleri: Ülke, yöre, toplum, kişi, akım gibi tarihsel bir değere sahip gelişimi sistemli biçimde inceleyen, açıklayan yazılı ve görsel belgeleri koleksiyonlarında toplar (ör. İstanbul Tanzimat Müzesi).

d) Bilim Müzeleri: İspanya’daki Geoligia Martorelli’de olduğu gibi doğa ve fizik bilimlerinin incelendiği müzelerdir. Bu tanımların dışında kalan ve özel konularda yoğunlaşmış müzeler, ayrı bir grup altında toplanmaktadır.

Sanat eserlerinin ve kültürel değerlerin, bir ülkenin kültürel kimliğinin önemli unsurları olduğunu vurgulayınız. Müzelerin ve sanat galerilerinin önemi, kültürün geleceğe aktarılmasında sanat eserlerinin değeri ve önemi ile sanat eserlerini ve kültürel değerleri korumanın önemi üzerinde durunuz. Çevresel imkânlar ölçüsünde öğrencilerinizin, müzeleri ve sanat galerilerini gezmelerini imkân olmaması durumunda Genel Ağ’dan sınıf ortamında sanal müze ziyaretleri yapmalarını sağlayınız.

Kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze gelen her türlü eser ile değerler bir ülkenin zenginliği olarak görülür. Bu değerlere gelecek kuşaklar için sahip çıkılması gerektiğine inanıldığından tüm bu değerler bütününe kültürel miras denilmiştir. Sanat eserleri, yapıldığı zamana ait kültürel bilgileri sonraki kuşaklara aktarması bakımından çok önemlidir. Sanat galerileri, koleksiyoncular ve müzeler; sanat eserlerinin ve kültürel değerlerin korunması, halk ile buluşturulması gibi görevleri kamu yararına üstlenir.

Müzeler, günümüzde her yaştan insanın bilgi aldığı kültür kurumu olarak görülmektedir. Müzeler toplumların kültürel, sosyal, bilimsel, sanatsal geçmişini ve geleceğini inşa etme adına çeşitli eserlerin korunduğu ve yaşatıldığı alanlardır. Geleneksel müzecilik daha çok; arama, toplama, koruma, bakım ve sergilemeye dayanırken çağdaş anlamda müzecilik, depo olmaktan öte bir anlam kazanmıştır. Müzeler; geleneksel müzecilik anlayışının yanında toplumla iletişim hâline geçen tarih, sanat ve kültür unsurunu en etkin biçimde toplumlara yansıtan mekânlar olmuştur. Kâr amacı gütmeyen ve devamlılık gösteren hizmet sektörü olan müzelerin halka açılmasıyla somut kültürel (elle dokunulabilen, görülebilen eserler) mirasın korunması, araştırılması, insanlara tanıtılması ve sergilenmesinin yanı sıra müzeler, eğitim amacı da üstlenmiştir. Toplumla bilgi akışını sağlayan, insanlara eğlence de sunan mekânlar hâline gelmiştir.



Bir yanıt yazın