Fotoğraf Sanatı

Fotoğrafın, ışığa duyarlı bir yüzey olan film üzerine fotoğraf makinesi aracılığıyla nesnelerin görüntüsünün kaydedilmesi olduğu söylenir. Tarihte fotoğraf sözcüğü ilk kez İngiliz ‘’Sir John F. W. Herschel’’ 1792-1871 tarafından 1839’da kullanılmıştır, kökeni Yunanca olan sözcük ‘’ışıkla çizmek’’ anlamına gelir.

Fotoğraf, tekniği açısından fizik ve kimya bilimleriyle ilgilidir. Bir yüzey üzerinde optik yardımıyla görüntünün oluşturulmasının fizik bilimiyle, bu görüntünün çeşitli kimyasal maddeleri kullanarak bir yüzeye kaydedilmesi ve sabitlenmesi de kimya bilimiyle ilgilidir.

Tarihsel Süreç İçinde Fotoğraf Sanatında Kullanılan Araç-Gereç ve Malzemeler

Fotoğrafın tarihi denildiğinde iki temel konu üzerinde durulabilir. Birincisi, görüntünün yüzey üzerinde elde edilmesi, ikincisi ise görüntünün yüzey üzerine kaydedilmesi olduğu ifade edilir. MÖ V. yüzyılda Çinli Filozof Mo Ti yüzey üzerinde görüntü oluşturmakla ilgili bir gözlemden söz etmektedir. Dört tarafı kapalı bir karanlık odanın bir duvarının tam orta noktasına iğneyle bir delik açıp ve deliğin karşısına gelen duvara, odanın içinden perde asıldığında ortaya çıkan sonuç şudur: İğne deliğinden giren güneş ışığı, perdeye yansır ve iğne deliğinin önündeki objelerin görüntüsü ters olarak perde üzerinde görülür. Gözlem sonucu geliştirilen bu basit aygıt XI. yüzyılda Arap astronomi bilgini İbnü-l Haysem tarafından, güneş ve ay tutulmasını izlemek için kullanılmıştır. Yunan filozofu Aristoteles (MÖ 384-322) “Problemler” adlı eserinde bu aletten Camera Obscura (karanlık kutu) olarak söz etmektedir. Işık karanlık kutunun içine iğne deliğinden geçerek girer ve karşıda görüntü oluşur. Bu anlamda fotoğraf makinesi insan gözüne benzer bir yapıya sahiptir.

İğne deliği fotoğraf makinesi olarak adlandırılan bu basit aletin, günümüzde de hâlâ en basit şekilde fotoğraf elde etme yöntemi olarak kullanıldığı vurgulanır. 19. yüzyılın başlarında Fransız fizikçi Joseph Nicéphore Niepce 1826 yılında kimyasal işlemlerden yararlanarak yüzey üzerinde görüntü elde eden ilk kişidir. Daguerre, Niepce’nin sağladığı bilgilerden yararlanarak “Daguerrotype” adını verdiği, fotoğraf makinesinin içine yerleştirilebilen, ışığa duyarlı hâle getirilmiş metal tabakalardan oluşan buluşuyla fotoğraf çekim süresini 8 saatten 3 dakikaya indirmiştir. Kâğıt üzerine görüntünün elde edilmesi ve banyo işlemlerini İngiliz Willam Hanry Fox Talbot geliştirdi.

Modern fotoğrafçılığın temeli, Frederic Scott Archer’in 1851’de bulduğu ve cam negatiflerin yapılmasına imkân sağlayan kollodyum yöntemi olarak kabul edilir. Kolay taşınabilen ilk fotoğraf makineleri 1928 yılında George Eastman Kodak tarafından üretilmeye başlandı.Bundan sonra fotoğraf makineleri daha çok insan tarafından kullanıldı.

Kodak şirketi, 1935’te ilk renkli film olan Kodakrom’u buldu ve bu tarihten itibaren renkli fotoğrafçılık başladı. Renkli fotoğrafın bulunmasından sonraki buluşlar daha çok makine tekniği üzerine olmuştur. Büyük boyutlu makineler giderek küçülmüş, özellikleri arttırılmış ve elektronik hâle gelmiştir. Fotoğraf makinesinde, fotoğraflanmak istenen objeden yansıyan ışık, objektife ulaşır ve odaklanır. Hemen objektifin içinde bulunan ve adına diyafram denen diske ulaşır. Bu diskin amacı, gelen ışığın şiddetinin ayarlanabilmesidir. Bu işi ise ortasında bulunan ve kullanıcı tarafından ayarlanabilen perde sayesinde yapar. Objektifte toplanan ve odaklanan ışık diyaframdan geçerek örtücüye ulaşır. Örtücü perde çekim sırasında önceden belirlenen bir süre boyunca açık kalarak ışığın film üzerine düşmesini sağlar.

Günümüzde ise dijital fotoğraf makinesi teknolojisi çok hızlı gelişmektedir. Digital fotoğraf makinelerinin, film kullanan makinelerden en önemli farkı, görüntüyü kaydetmek için film yerine sensör (algılayıcı) adı verilen manyetik bir ortam kullanmasıdır. Analog fotoğraf makinelerinde genel olarak kullanılan 35 mm eninde olduğu için 35 mm diye adlandırılan 24×36 mm boyutunda film kullanır. Dijital fotoğraf makinelerinde ise CCD ya da CMOS olarak adlandırılan görüntü algılayıcılar ve bir de manyetik saklama alanı bulunur.

Bunun dışındaki her şey (optik düzenek, vizör, diyafram, obtüratör vb.) film kullanan makinelerle aynıdır. Dijital fotoğraf makineleri, oluşturulan görüntünün anında görülebilmesi, kısa sürede basılabilmesi ve çok kısa sürede uzak yerlerdeki bilgisayarlara iletilebilmesi gibi olumlu özellikleri nedeniyle son yıllarda en çok tercih edilen fotoğraf makineleridir. Standart boyutta bir film kullanma zorunluluğu olmadığından farklı boyutlarda ve farklı tasarımlarda dijital fotoğraf makineleri üretilebilmektedir.

 



Bir yanıt yazın