Modern Sanat Akımları

Fotoğraf makinesinin yakalamış olduğu “gerçeklik” meselesi sanatçıları özellikle de ressamları sanatla ilgili yeni sorgulamalara yöneltmiştir. Teknoloji ve bilimdeki gelişmeler geleneksel olan her şeyin sorgulanmasına ve yeni arayışlara yol açmış ilerlemeci düşünce biçimi döneme hakim olmuştur. Bu anlayışla Modern Dönem’de kısa sürede pek çok sanat akımı ortaya çıkmıştır.

Sanayileşmeye bağlı olarak öne çıkan büyük şehirlerin, dünya savaşlarının da etkisiyle dünyanın çeşitli yerlerinden sanatçıları bir araya getirdiği ve önceki dönemlerden farklı, dinamik bir sanat ortamı yarattı.

1725 yılından itibaren Paris’te düzenlenen “Salon Sergileri”ne kabul edilmeyen bir grup sanatçı 1874 yılında bir araya gelerek alternatif bir sergi düzenler. Bu sergideki “İzlenim” adlı tabloyu gören bir eleştirmen yorumlarında resmin bitmemişlik etkisi veren özelliği üzerinde durur. Bunun üzerine akımın adı izlenimcilik olarak kalır.

Gün ışığının günün değişik saatlerinde nesneler üzerine yansıyan renklerin değişimleri ile ilgilenmiş ve atölye dışında manzara karşısında çalışma yapmayı prensip olarak benimsemişlerdir. Işığın değişen etkisini yakalamak için hızlı çalışmak ve fırça darbelerinin etkilerini kullanmak zorunda kalmışlardır. Aynı manzarayı sürekli çalıştıkları görülmüştür.

Dünya ve Türk edebiyatındaki temsilcileri: Arthur Rimbaud (1854-1891), Paul Verlaine (1895-1952), Ahmet Haşim’dir (1884-1933).

Fovizm

Fovizmin önemli sanatıçılarından André Derain’nın (Andre Döra, 1880-1954) “Collioure’de Botlar” ve “Ağaçlar” (Görsel 1.19, 1.20) resimleri gösterilerek öğrencilerden bu resimleri özellikle renkleri açısından incelemeleri istenir.

Fovistler; salt izlenim yerine duyguların da resme yansıtılmasını, daha parlak renkler kullanmayı, kaba fırça vuruşlarını benimsemişlerdir. Temsilcileri Henri Matisse (Anri Matis, 1869-1954), André Derain’dır. Kullandıkları çok parlak renkler nedeniyle sanat eleştirmenleri tarafından vahşi hayvan anlamına gelen “les fauves” olarak adlandırılmışladır.

Ekspresyonizm

Ekspresyonizm (dışavurumculuk) temsilcilerinden Ernst Ludwig Kirchner’nın (1880-1938) “Gerda’nın Portresi adlı resminin öğrencilerden özellikle duyguların ifade edilişi açısından incelemeleri istenir.

Ekspresyonizm Almanya’da ortaya çıkmıştır. Geleneksel akademik eğitime, izlenimciliğe tepki göstermiş; biçimlerden çok duyguların ifade edilmesini ön planda tutmuşlardır. Duyguyu verebilmek için biçimleri bozmaktan çekinmemişlerdir. Kirchner, “geçmişle gelecek arasında köprü kurmak” amacıyla Almanca köprü anlamına gelen “Die Brücke” adlı grubu kurmuştur. Bu grup, ekspresyonizmin gelişmesinde etkili olmuştur. Çalışmalarında, yaşamlarında özgürlük ve bağımsızlık istemişlerdir.

  • Krichner, 1933’te Naziler tarafından “dejenere ressam” olarak ilan edilerek 600’den fazla çalışması yok edilmiş ve evi kapatılmıştır. Bu olaydan yola çıkarak farklı kültürlere, inanışlara, saygı göstermemiz gerektiği belirtilir.

Kübizm

Kübizm’in öncüsü olan Pablo Picasso’nun (1881-1973) savaşın yarattığı yıkımı çarpıcı bir şekilde verdiği “Guernica” büyük boyutlu bir eserdir. Bu eser çok sayıda eskizden yararlanarak ortaya çıkmıştır. Figürler geometrik formlara dönüştürülmüştür.

Picasso, İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkesinde yaşanan acılara duyarsız kalamamış ve İspanya’da bir kasaba olan Guernica’da gördüklerini yaptığı yüzlerce eskizle paylaşmıştır. Çalışkanlığıyla Guinness Rekorlar Kitabı’na giren Picasso kolaj tekniğini geliştirmiştir. Kübist ressamlar empresyonist bir ressam olan Paul Cézanne’ın (1839-1906) resimlerindeki geometrik formlardan etkilenmişlerdir. Perspektif kavramını sorgulamışlardır. Kübizm analitik ve sentetik olarak iki döneme ayrılır. Analitik Dönem’de konular portre ve natürmortla sınırlandırılmış olup nesneler parçalanmış yüzeyler hâlinde yansıtılmıştır. Bunlar Cézanne’ın son dönem resimlerini çağrıştırırlar. Sentetik Dönem’de ise kolaj tekniği ön plana çıkmış; resimler asemblaja (hazır nesnelerin kullanımı) yakın üç boyutlu bir hâl almıştır. Akımın diğer temsilcisi George Braque’tır (1882-1963).

Fütürizm

Fütürizmin öncüsü Giacomo Balla’nın (1871-1958), bir köpeğin çok sayıdaki hareketini yansıtan “Tasmalı Bir Köpeğin Dinamizmi” adlı çalışmasında fütürizmin hareket, değişim, hız gibi kavramlarla ilişkilidir. Gelecekçilik anlamına gelen fütürizm, İtalya’da özellikle teknolojik gelişmelere, makineleşmeye yönelik hayranlıktan doğmuştur. Resimde ve heykelde “hareketli dinamizm duygusu”nu yakalamaya çalışmışlardır. Akımın diğer önemli isimleri: Umberto Boccioni (1882-1916), Gino Severini’dir (1883-1966). Fütürizmin dünya ve Türk edebiyatındaki temsilcileri: Fillipo Tommaso Marinetti (1876-1944), Vladimir Mayakovski (1893-1930) ve Nazım Hikmet’dir (1902-1963).

Dadaizm

Dadaizmin önemli isimlerinden biri olan Hans Arp’ın (1886-1966) “Yıldız”  adlı heykeli ünlü çalışmasıdır. Hem heykeltraş, hem ressam hem de şairdir.  Eser yalın, mat görüntüye sahiptir. Dadaizm, Birinci Dünya Savaşı sırasında Zürih’te toplanan sanatçılar öncülüğünde oluşmuştur. Savaşın yarattığı “her şeyin anlamsızlığı” düşüncesiyle oluşan sanat karşıtı hareketleri içinde barındırır. Geleneksel sanat anlayışını yıkmak isteyen bu sanatçılar; sanat eseri olarak hazır nesneleri sergilemişler, anlamsız şiirler yayınlamışlar, kabere türünde gösterilerle kendilerini ifade etmişlerdir. Diğer önemli temsilcileri: Marcel Duchamp ( 1887-1968), Francis Picabia’dır (1879-1953).

Sürrealizm

Sürrealizmin en önemli temsilcilerinden olan Salvador Dali’nin (1904-1989) “Yok Olan Voltaire Büstünde iki farklı görüntünün birbiriyle çakıştırılmıştır. Sürrealistler; akılcılığı sorgulamış, psikanalist Sigmund Freud’un (1856-1939) düşüncelerinden etkilenerek bilinçaltının resimlerini yapmaya çalışmışlardır. Gerçekte varolan nesneleri, figürleri gerçekte olamayacakları biçimlere sokarak bir rüya hissi yaşatmaya çalışırlar. Sürrealizmin diğer temsilcileri: Resim ve heykel alanında Joan Miró (1893-1983), René Magritte (1898-1967) ve Max Ernst’dir (1891- 1976).

Dünya ve Türk edebiyatındaki temsilcileri: Andre Breton (Andre Breton, 1896-1966), Louis Aragon (Lui Aragon, 1897-1982), Dylan Thomas (1914-1953), Paul Eluard (1895-1952), Orhan Veli Kanık (1914-1950), Sezai Karakoç (1933), Cemal Süreya (1931-1990), İlhan Berk (1918-2008), Turgut Uyar (1927-1985) ve Ece Ayhan Çağlar’dır (1931-2002).

Soyut Sanat

Soyut sanatın öncüsü Rus ressam ve sanat kuramcısı Wassily Kandinsky’nin (1866-1944) “Kompozisyon VIII” ve “Yay ve Ok” çalışmalarıdır. Soyut resmin kendisinden başka bir şey yansıtmaya çalışmadığı sadece renk ve biçimlerin özgün bir şekilde düzenlenerek duyguların aktarılması olduğu anlatılır.

Soyut Ekspresyonizm

Soyut ekspresyonizm, Amerika’da ortaya çıkan ilk sanat akımıdır. Akımın en önemli temsilcisi olan Jackson Pollock’ın (1912-1956) “Bir (Numara 31)” adlı çalışmasındaki tablonun ölçüleri 269.5 x 530.8 cm’dir.

Soyut ekspresyonistler, resim yapma yöntemi olarak soyut sanatçıların; içerik olarak sürrealistlerin bilinçaltı yaklaşımlarını benimsemişlerdir. Pollock, resimlerini yere serdiği tuval bezi üzerine doğal hareketleri ile damlatma yöntemini kullanarak yapmıştır. Bu yöntem tamamen doğaçlama bir yöntemdir.

Pop-Art

II. Dünya Savaşı sonrasında gelişen ekonominin etkisiyle varlığını hissettirmeye başlayan tüketim kültü- rü ve zihniyetini yansıtan akımdır. ABD ve İngiltere’de

soyut dışavurumculuğa tepki gösteren genç sanatçıların 1960’larda bir akım hâline getirdikleri sanat türüdür. İngiltere ve ABD’de değişik koşullarda ve birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmıştır. Bu akımın özelliği endüstri toplumunun günlük tüketim eşyaları-

nı, kitlesel iletişim çağının teknikleri ile anlatmaktır.

Amerikalı sanatçı Roy Lichtenstein (1923-1997), akımın önemli sanat- çıları arasında yer alır. Çizgi romanlardan ya da turistik afişlerden seçtiği sahneleri öyküsel bağlamlarından soyutlayıp imge olarak almış, olay ve kahramanları büyük bir yalınlık içinde sunmuştur. Resimleri sanki mekanik bir şekilde yapılmış, bir grafik tasarımcının elinden çıkmış gibidir. 1960’larda lamba, çaydanlık ve fincan gibi günlük sıradan nesneleri kullanarak seramik ve heykeller de yapmıştır. Kafa, Uyuyan Kız, Apollo Tapınağı 1964 eserlerindendir. Diğer sanatçılar; Andy Warol (1928-1987), Robert Indiana (Doğum 1928), John Clem Clark (Doğum 1937), Robert Combas’tır (Doğum 1957).

Op-Art

Optik Art olarak adlandırılan bu akım, 1960’larda bazı sanatçıların geometrik şekillerle görsel yanılsamaları kullanarak sanatsal işler üretmesiyle ortaya çıkmıştır. Renk, biçim, çizgi gibi ögeleri ritmik bir biçimde düzenleyerek, görüntüde beklenmedik kamaşmalar ve titreme- ler oluşturarak optik etki bırakmayı amaçlanmıştır.

Akımın önemli sanatçılarından Bridget Riley (1931-…), resminde kullandığı ögeleri, doğanın bir parçası olarak görmüştür. Kompozisyonlarında genellikle ortak merkezli daireleri tercih ederek daha çok basit geometrik sanatçının yapıtları arasındadır. “Karelerdeki Hareket”, “Blaze”, “Düşme” yapıtları arasındadır. Nicolas Schöffer (1912-1992) ve Victor Vaserley (1908-1997) akımın önemli sanatçılarındandır.

Minimalizm

19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan akım, bir fikri minimum sayıda renk, değer, biçim, çizgi ve dokuya indirgeyerek vurgulamak olarak tanımlanabilir. Minimalist eserler temelde yalın ifade dilleriyle, sade ve geometrik biçimleriyle ön plana çıkmaktadır. Akımının en önemli sanatçıları arasında Carl Andre (1935-…), Robert Morris (1931-…), Richard Serra (1939-…), Dan Flavin (1933-1996) sıralanabilir.

Kavramsal, performans, arazi ve enstalasyon sanatına (Çevreden bağımsız bir sanat nesnesi içermeyip belirli bir mekân için yaratılan, mekânın niteliklerini kullanıp irdeleyen ve izleyici katılımının temel gereklilik olduğu bir sanat türü.) ilham kaynağı olan minimalizm akımında Dan Flavin en önemli sanatçılar arasında yer alır. Flavin genellikle çeşitli renklerdeki lambaları, karartılmış yüzeylerin köşelerine yerleştirerek ya da duvar boyunca diziler oluşturacak şekilde kullanmıştır. Sanatçının eserleri; İkon V, Pembe, Sarı, Mavi ve Yeşil Floresan’dır.

Kavramsal Sanat

1960’lı yıllardan sonra sanat ortamında yaşanan belki de en büyük değişim, sanatın nesneye olan gereksiniminin tartışılmaya başlanmasıdır. Tekil nesneyi dışlayarak yerine düşünceyi koyan kavramsal sanatçılar; belgeler, fotoğraflar, haritalar, taslaklar, videolar vb. “taşıyıcı araçlar” kullanarak sanatın geleneksel tanımını ve biçimini sorgulayan bir devrim gerçekleştirmişlerdir.

Yapıtlarıyla seyirciye kavramlar ve analizler öneren kavramsal sanatçılar, seyirciyi bunları anlamaya, çözmeye, kendi düşüncesiyle tamamlama- ya çağırırlar. Kavramsal sanat üreten kişi için o eserin beğenilmesi, estetik bir değeri olması önemli değildir. O yapıtın akla seslenmesi, bir şey anlatı- yor olması ve bir fikrin, bir düşüncenin izleyici tarafından yakalanması amaçlanmaktadır. Joseph Kosuth (1945-…) akımın en önemli temsilcilerindendir. Eserlerinden bazıları; Bir ve Üç Sandalye (Görsel 4.74), Beş Renkte Beş Kelime, Söylenmeyenin Oyunu, Üç Tabure’dir. Diğer sanatçılar; Javacheff Christo (1935-…), Wolf Vostell (1932-1998), Sol Lewitt’tir (1928-2007).



Bir yanıt yazın