Çağdaş Türk Ressamları

3 Mart 1883’te eğitime başlayan Sanayi-i Nefise Mektebi, plastik sanatlar öğretiminin gelişimi için atılmış en büyük adımdır. Bu kurumda sadece erkek öğrenciler eğitim görmüştür.

1914’te açılan İnas Sanayiinefise Mektebinin başına ilk kadın ressamlarımızdan Mihri Müşfik getirilmiştir. Bu kurumda yalnızca kızlara eğitim verilmiştir.

Sanayiinefise ve İnas Sanayiinefise okullarının eğitim kadrolarını oluşturan 1914 Kuşağı sanatçıları, Türk resminde ilk kez resimsel değerler içindeki nü resme yer vermişlerdir. Mihri Müşfik ve Müfide Kadri (1890-1912) gibi kadın ressamlar da sanatçı ve eğitimci kimlikleri ile dönemin önemli isimlerindendir.

Mihri Müşfik (1886-1954)

1886’da, İstanbul’da doğdu. Türkiye’de çağdaş resim çalışmalarını başlatan ilk kadın ressamdır. XIX. yy.da, Fransa’da ortaya çıkan ve hemen hemen bütün sanat dallarını ve özellikle resmi etkileyen empresyonizm, Mihri Müşfik’in birkaç eserinde görülse de bu akımın eserlerinin tamamına hâkim olduğu söylenemez. Güçlü bir akademik desen bilgisi ve tekniğine sahip olan Mihri Müşfik, eserlerinde genel olarak portre ve natürmort konularına yer vermiştir.

1915’te Tevfik Fikret’in ölümü üzerine yüzünün kalıbını alarak heykelini yaptı. Bu, Türkiye’de yapılan ilk mask çalışmasıdır. Sanatçı, bilinen birkaç figürlü manzara resmi çalışmıştır. Özellikle dönemin zengin ve aydın kesime mensup kadınlarının portrelerini yapmıştır. Ayrıca natürmortlarıyla da tanınır. Konu seçimi bakımından çeşitlilik gösteren sanatçı; duyarlı ve ayrıntıcı yaklaşımını, insan anatomisine hâkimiyetini ve güçlü tekniğini bütün eserlerinde yansıtır. Karşıt renkleri son derece başarılı kullanabilen sanatçı, renk armonileri oluşturmuştur ve genellikle doğal ve yumuşak tonları tercih etmiştir.

Hale Asaf (1905-1938)

1905’te, İstanbul’da doğdu. Cumhuriyetin ilk Türk kadın ressamlarındandır. 1919’da Roma’da, ressam teyzesi Mihri Müşfik Hanım’ın yanında resim çalışmaya başladı. 1931 yılının sonlarında Paris’e gitti. Burada daha önce hiçbir Türk sanatçısının sahip olmadığı bir kararlılık ile herhangi bir akıma bağlı kalmamak için çaba gösterdi.

Hale Asaf, sanat yaşamı boyunca araştırmacı bir tavır sergilemiştir. Başlangıçta konstrüktif bir desen anlayışını benimsemiş ve bu anlayış Alman dışa vurumculuğuyla birleşmiştir. Hale Asaf, Henry Matisse’in  (1869-1954) ilkelerini benimsemiş ve resimlerinde kullanmış bir sanatçımızdır. Matisse, ışık-gölge geriliminin yarattığı etkiyi kontrast renkleri kullanarak yaratmayı başarmıştır. Hale Asaf da renklerin kontrast kullanımını, biçimlerin ayrıntıya girilmeden verilmesini ve az renk kullanımını tablolarında vurgulamıştır.

Sanatçının Paris’teki ilk yıllarında geç kübizm kaynaklı araştırmaları ve uygulamaları olmuştur. Bu anlamda, geç kübizmi aslında kübizm kaynaklı olan Art Déco’nun (Art Deko) kıvrımlı hatları ve 14 yaşından beri öğrendikleriyle birleştirerek bir sentez oluşturmuştur. Böylece kendine özgü bir sanat anlayışı geliştirmiştir. Sanatçının günümüze ulaşabilen sınırlı sayıda çalışması vardır.

Turgut Zaim (1906-1974)

1906’da, İstanbul’da doğdu. Turgut Zaim, küçük yaşlarda resme yönelmiştir. Sanayiinefise Mektebinde bulunan İbrahim Çallı Atölyesindeki yedi yıllık öğrenimi süresince İstanbul dışına pek çıkmamıştır. Anadolu imgesinin kafasında yarattığı duyguların etkisiyle Anadolu yaşamına çok ilgi duymuştur. O yıllarda edebiyat alanında moda konular olan memleketçilik anlayışının zihninde yarattığı imajlar, onu Anadolu sevgisine ve memleket aşkına yöneltmiştir. Anadolu ve özellikle Doğu kültürünü tanımak için sık sık Topkapı Sarayı’na giderek eskiz çalışmaları yapmıştır. Turgut Zaim kendisini Batı tarzında eğitim alan ve resim yapan bir ressam olarak görmemiş, millî bir resim sanatı yaratmak istemiştir. Zaim’in bu yönelişi Batı estetiğinden uzak, yerli konuları seçen ve halk resimlerini hatırlatan, minyatürvari çalışmaları ile kendi üslubunu oluşturmasına katkı sağlayan bir yaklaşım olmuştur.

Turgut Zaim, Avrupa resminin öykünmeciliğine karşı Anadolu ve Türk kültürüne özgü bir resim tekniği geliştirmek amacında olan önemli ressamımızdır. Anadolu halk resminden ve minyatür geleneğinden yola çıkarak gerçekleştirdiği çok figürlü kompozisyonlarında evrensel bir anlatıma ulaşmaya çalışmıştır.

Turgut Zaim’de konusal ilişkileri aşan yöresellik, üslup açısından ve teknik açıdan da bu yöreselliği bütünleyen daha kapsamlı bir anlayışta biçimlenmiştir. İlk bakışta minyatürleri akla getiren bu anlayış; figürlerin ve nesnelerin ışık-gölge kavramına açık görünümleri, boşluk içinde yer alan sağlam konumları ile geleneksel tasvir kalıplarının dar sınırını aşarak doğa ve çevre gözlemine öncelik veren tutumu ile gerçekçi bir tabana oturur. Bu gerçekçi anlayış bir yandan da iyimserlik ve mutluluk mesajına ağırlık verir.

Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911-1975)

1911 yılında, Görele’de doğdu. Çalışmalarında Anadolu etkisi yoğun olarak hissedilen Bedri Rahmi Eyüboğlu, 1941’de Çorum’a gitti. Bu dönem resimlerinde köy manzaraları, köy kahveleri, faytonlu yollar ve iğde dalı takmış gelinler gibi Anadolu’ya özgü görünümler egemendir.

Özellikle Tophane, Karabaş, Fındıklı, Fenerbahçe ve Süleymaniye semtlerini can alıcı renkler ve hareketli fırça darbeleri ile resmetti. Yaptığı resimlerde Henry Matisse ve Raoul Dufy’nin (1877-1953) yanı sıra halk sanatının etkileri de görünür. Bedri Rahmi Eyüboğlu, az malzeme ile çok şey anlatma sanatı olarak nitelendirdiği Türk el sanatlarının gündeme gelmesini sağladı.

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun sanatı, yaşamından bir kesittir. Bu sanatı besleyen de sevgi, aşk ve dostluk olmuştur. Bedri Rahmi Eyüboğlu yaptığı her şeyi severek yapmıştır. Onun yaşam ve sevgi ile sanatı birleştirmesi daima en cesur çıkışları yapmasını sağlamıştır. Ressam ile özdeşleşen ebabil kuşu, Hitit motifi, ana, Anadolu anahtarı, babatomi ve balık formları gibi motifler; sulu boya, guaj boya ve çini mürekkebi gibi farklı tekniklerin birleşimi ile yeniden anlamlanmıştır.

Yaşayan Türk halk kültürünün önemini ve değerini kavrayan ilk sanatçılarımızdan biridir. Geleneksel Türk el sanatlarından seçtiği motiflerle Anadolu nakışları, dokuma, kilim ve yazma motiflerini özgün bir üslup ile kaynaştırarak çağdaş resimsel teknikler ile yorumlamıştır.

Türk resim sanatında Bedri Rahmi, Türkiye’de sanata dair farklı düşünceleri ile en önemli isimlerin başında gelir. Eğitimciliği, yazarlığı ile resimden mozaiğe, mozaikten duvar resmine, vitraydan cam yüzeyine ve seramiğe kadar uzanan malzeme çeşitliliği ile eserler üreten sanatçıdır. Türk resim sanatında başlı başına bir ekoldür.

Zeki Faik İzer (1905-1988)

1905’te, İstanbul’da doğdu. Sanata ilgi duyan bir ailede yetişen sanatçı, küçük yaşta desen çizmeye başladı. İbrahim Çallı’nın öğrencisi olarak Mimar Sinan Üniversitesi Çallı Atölyesinde eğitim gördü.

Zeki Faik İzer, 1950’li yıllarda figür soyutlamasına dayanan eserler yaptı. 1960’lı yıllarda yaptığı soyut kompozisyonlar, renkli ve hareketli fırça tuşlarının oluşturduğu soyutçu bir dinamizmden kaynaklanır. Bu dönemde, lirik tarzda soyutlamaya dayanan nonfigüratif bir anlayışa yöneldi. Bu resimler, çizgi ve leke değerinin ön plana çıktığı hareketli ve dinamik fırça vuruşları ile tanımlanan renkçi çalışmalardır. İzer, resmin her türlü teknik ve malzeme olanaklarından yararlanmayı ve araştırmayı seven bir sanatçıdır.

Zeki Faik İzer, renkçi ve coşkulu bir üslup benimsedi. Zeki Faik İzer’in bu tutumu, geç dönemde benimsediği soyut resimleri için geçerli olmuştur. Figür, bu resimlerde zaman zaman ön plana geçen etkisini bütünü ile yitirir; kimi yerde de soyutlayıcı bir anlayışın hizmetine girer. “İmparator Konçertosu” ve “Sultanahmet Camisi’nin Camları” gibi tabloları bu anlayışın en belirgin örneklerindendir. Zeki Faik İzer,Türk resminin soyut lirik ressamı olarak resim tarihimizde derin bir “iz” bıraktı.

Ferruh Başağa (1914-2010)

1914’te, İstanbul’da doğdu. 1935’te İstanbul Güzel Sanatlar Akademisine girdi. Agop Arad (1914-1960), Abidin Dino, Avni Arbaş (1919-2003), Fethi Karakaş (1919-1977) gibi sanatçılarla Yeniler Grubu’nu kurdu. Grubun 1941 yılında açtığı sergiye katıldı. Zamanla grubun benimsediği toplumsal gerçekçilik anlayışından uzaklaşarak soyut akıma yöneldi. 1980 yılında geometri ile ilgilenmeye başlayan ve “Geometri bir problemdir. Ben problem dışına çıkarak geometrinin estetiğini aradım.” diyen sanatçı, “geometrinin sonsuz estetik olasılıkları”nı keşfetmeyi sürdürdü. 1990 sonrası eserlerinde, iç içe geçen değişik renk ve boyutlarda üçgenler ile daha geometrik formlu yaklaşımlar yer alır. Sanatçının uyumlu bir geometrik düzene, düz ve eğimli çizgilerin dengeli kompozisyonuna bağlı çalışmaları, doğa kökeni ile bağlarını soyutçu bir eğilim çerçevesinde canlı tutan bir anlayışın ürünleridir.

Ferruh Başağa, genellikle her resim için tek bir renk seçmiştir. Sanatçının eserlerinde ince ve duru bir duyarlık ile kurguladığı üçgen formların sivrilen uçları, birbiri ardından ve birbiri içinden gelişerek yükselmekte; ön planda daha koyu ve belirgin olan biçimler, arka planlarda giderek saydamlaşmakta ve yeni bir boşluk derinliği etkisi yaratmaktadır. Sınırsızlık, süreklilik izlenimi vererek gizemli bir atmosfer oluşturmaktadır. Sanki yer çekiminden kurtulmuş bir dünyada geometrik formlar üzerindeki gizli ışığa dönüşmekte, bu ışıklı çizgiler uyum içinde toplanıp dağılarak varlıklarını sürdürmektedir.

Burhan Doğançay (1929-2013)

Burhan Doğançay, 1929 yılında doğdu. Sanat eğitimini ilk olarak babasından ve tanınmış ressam Arif Kaptan’dan (1905-1982) aldı.

Doğançay’ın incelediği, belgelediği, üzerinde düşündüğü duvarlar onun sanatının başlıca kaynağı ve ana çıkış noktasıdır. Duvar yüzeyine yazılmış bir yazı, yapılmış bir resim, yapıştırılmış afişler ve bunların iç içe geçen görünümleri Doğançay’ın sanatının görsel, estetik ve düşünsel çıkış noktasıdır. Bu çalışmaları, farklı teknik ve malzeme olanaklarını ya da anlatım biçimlerini kullanarak çeşitlendiren sanatçı, değişik dönemlerde gerçekleştirdiği resim dizileri ile dikkat çeker.

Turan Erol (1927-…)

1927’de, Milas’ta doğdu. 1951 yılında, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü Bedri Rahmi Eyüboğlu Atölyesinden mezun oldu.

Turan Erol, esas itibariyle soyutlama esaslı bir çerçevede dış dünya gerçekliğini betimleme çabası içindedir. Doğa görünümleri sanatçının neredeyse tüm sanat yaşamının ortak paydasıdır. Manzara ağırlıklı kompozisyonlarda lekeci-soyut nitelikleri öne çıkan boyasal bir tavrın egemenliği hemen hissedilir. Ayrıca beyaz ağırlıklı renkçi bir yaklaşımın bu üslubu geliştirdiği görülür. Gecekondu görünümlerinin sağladığı dinamik ve geçişken renk değerlerini, Batı Anadolu’nun kıyı kasabalarını yansıtan dingin manzaralar ile ustaca birleştirir. Turan Erol, boyasal niteliğini koruyan dinamik fırça ve leke değerleri ile zengin bir görsellik sunar. Nereye ait olduğu artık çok önemli olmayan bu manzaralar, kompozisyonları ile içimizi ısıtan lirik bir söylemle kuşatılmış gibidir. XX. yüzyılın ikinci yarısında önemini yitirmiştir. Turan Erol’un özgün üslubuyla yaptığı resimler, manzara resim türünün niteliğini belgeleyen önemli örneklerdir.

Neşe Erdok (1940-…)

Resim yapmaya ortaokul yıllarında, ağabeyinin boyaları ile küçük natürmortlar yapmayı deneyerek başlamıştır. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü Neşet Günal Atölyesinden mezun oldu.

Neşe Erdok, resimlerinde figüratif çalışmayı tercih eden bir ressamdır. Bu figürleri acıları, kederleri ve içinde bulundukları ruh hâlleri ile tuvale yansıtır. Resimlerindeki insanların yüz ifadelerinde derin bir keder görülür. Resimdeki bireyler psikolojik boyutları, bakışları, yüz ifadeleri ve portre boyutlarında yansıyan karakterleri ile görülürler. Neşe Erdok’un resimlerindeki bireyler, psikolojik hâllerini ön plana çıkaran anlatımcı bir üslup ile tuvallere yansır. Figürlerindeki çizgiler klasik ve soyut resim karışımı, ölçülerde aşırıya kaçmayan deformasyonlar şeklindedir.

Bir kent ressamı olan Neşe Erdok, en alt ve en üst tabakadan kent insanlarının resimlerini yapmıştır. Eserlerinde kent yaşamında rastlanılan simitçi, seyyar satıcı, kediler, sokak çocukları vb.nin deforme olmuş hâllerini, ifadelerini, vücut hatlarını ve ilginç psikolojik duruşlarını resmeder.

Şükriye Dikmen (1918-2000)

1918 yılında, İstanbul’da doğdu. 1940 yılında Feyhaman Duran’ın teşviki ile Güzel Sanatlar Akademisinin orta kısmına kayıt yaptırdı. Resimlerindeki kadın imgesi de kendine has yorumu ile şekillenmiş çağdaş kadın tiplemelerinden oluşur. Resimlerinin tümünde gözlemlenebilen yalınlık kavramı, Dikmen’in sanatının belirgin özelliklerindendir. Sanatçının kadın figürleri ve çok sayıdaki portrelerinin yanı sıra Türkiye’den ya da yurt dışından resmettiği manzaraları ile yöresel Türk kültürü motiflerini anımsatan çarpıcı natürmortları da dikkat çekmektedir. Değindiği temalar yönü ile son dönemlerinde soyutlamalara ağırlık veren sanatçının sade anlatım unsurlarını değiştirmeden sürdürdüğü söylenebilir.

“Amerika’dan Yol” isimli çalışmada sanatçı, yine yalın ve soyutlamaya yönelik bir anlatım dilini tercih etmiştir. Temel renk seçimleri ile oluşturulan zıtlık ile sadelik anlayışı desteklenirken, mavi bir fon üzerinde yer alan ağaç silüetleri ile yeşil zemin üzerine yerleştirilmiş yol arasında ilginç bir karşıtlık göze çarpmaktadır. Kompozisyonu oluşturan unsurları çevreleyen konturlar oldukça belirgindir.

Dikmen’in resimleri, yalınlaştırılmış iki boyutlu biçimler ile kurulan kompozisyonlardan oluşur. Saf renkler ile bazen mat bazen parlak olan yüzeysel boyamaların saydam ve ince olduğu görülür. Dikmen’in eserlerinde ışık-gölge oyunlarına başvurulmadan açık, sade ve katı bir anlatım vardır. Sanatçının eserlerinde öğrencisi olduğu Fernand Leger’nin (1881-1955) anlayışından etkiler de sezilir.

Sabri Berkel (1907-1993)

1907’de, Üsküp’te doğdu. 1939’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde çalışmakta olan Leopold Lévy’in [Lepod Leviy (1882-1966)] isteği üzerine Güzel Sanatlar Akademisi Gravür Atölyesi asistanlığına atandı. 1951’de “Kubbeler I-II” ve “Kedi” adlı yapıtları ile soyut resme başladı. Sabri Berkel’in “Yoğurtçu”, “Mimar Sinan” ve “Simitçi” (Görsel 1.122) adlı yapıtları soyut sanat anlayışını belgeler. Bu resimler daha özgür bir soyutçuluğa yöneldiği 1970’li yıllara rastlar. Büyük bölümü akrilik boya ile yapılmış bu resimlerde tekrarlı soyut motifler, yalın biçimsel şemalar ve düz rengin ağırlık kazandığı geometrik düzenlemeler görülür. Sabri Berkel soyutlamayı yaparken doğa ile mesafelidir. Kullanılan her çizgi ve renk öylesine kompoze edilmiştir ki birinin yeri değişse denge tümüyle bozulur. Sabri Berkel’in bu titizliği ve mükemmel matematiği tüm eserlerinde görülür. Resmi iki boyutlu bir düzlem olarak algılayan sanatçı, derinlikle ilgili kaygılarını sanatına yansıtmıştır.

Nuri İyem (1915-2005)

1915’te, Aksaray’da doğdu. Türk resim sanatında gözün delici ve benzersiz yoğunluktaki anlatım gücüne en fazla duyarlılık gösteren ressamdır. Nuri İyem; yaşam deneyimi, gözlem birikimi, sentezlenmiş bilgileri ve izlenimleri arttıkça kadın simasının yumuşaklığı ile kuvvetli, iri, umut ve çığlık dolu haykıran gözlerde ustalaşmıştır.

Dönemin sanat anlayışında önemli bir yer tutan köy yaşamı ve köylü kadınları, ressamın tuvalinde anıtlaşarak resmedilmiştir. Çocukluğunun geçtiği Mardin köylerinden hafızasında kalan görüntüleri resimlemeye başlayan İyem, yeniden figüratif resme dönerek kendine özgü bir tarz yaratmıştır.

Genellikle kırsal kesim kadınının çileli hayatını, şehre göçenlerin varoşlardaki yaşam mücadelesini, gecekondu kadınlarını betimlemesine rağmen bazen de kentli kadınların yaşamlarından kesitler sunar. Tuvalde ön planda anıtlaşan bu kadın portreleri; arka planda kalan yaşadığı coğrafya, ev, komşuları, kuması ve çocukları gibi yaşam öyküsünü oluşturan pek çok nesnel değerle özdeşleşir. İkili, üçlü ve kalabalık kadın kompozisyonları ile farklı yönlere bakan kadın portreleri tuval yüzeyinde yaratılan derinlik ve zenginlik içinde betimlenir.

Ahmet Yakupoğlu (1920-2016)

1920 yılında, Kütahya’da doğdu. Akademide Feyhaman Duran’ın atölyesinde eğitim aldı. Ahmet Yakupoğlu’nun belli başlı konuları; camiler, türbeler, tarihî evler, eski sokaklar, bazı önemli kişilerin portreleri, özellikle Kütahya ve civarının doğal güzellikleri, değirmenler ve çağlayanlardır.

Ahmet Yakupoğlu’nun tablolarındaki renk özellikleri kadar ışık ve gölge oyunları da son derece başarılıdır. Sanatçının çok renkli bir paleti vardır. Yakupoğlu, geleneksel Türk süsleme sanatları ile ilgilenir. Süheyl Ünver’den tezhip ve minyatür dersleri alır. Özellikle minyatür sanatı ile ilgilenir. Geleneksel çizgiyi sürdüren Ahmet Yakupoğlu, önemli çalışmalar ortaya koyar.

Süleyman Saim Tekcan (1940-…)

1940’ta, Trabzon’da doğdu. Gazi Eğitim Enstitüsünü 1968 yılında bitirdi. İstanbul’un şehir manzaraları, şehrin topoğrafik görüntüsü, anıtlar, camiler, sokaklar ve limanlar birçok sanatçının gravürlerinin konusunu oluşturur. Süleyman Tekcan yapıtını oluştururken temel aldığı doğa-malzeme ve bu ikilinin birleştiği teknik-tema olgularını her zaman yeni arayışlar ile olumlu deneyimlere dönüştürür.

Süleyman Saim Tekcan’ın yapıtlarında temel aldığı ana unsur, zamanın derinliklerine gömülen Anadolu tarihinin farklı dönemlerine ait imgelerdir.



Bir yanıt yazın